Dün Barbar Türkler bugün İslamofobi

Paris’te gerçekleşen Charlie Hebdo saldırısından sonra Fransa’da Müslümanlara yönelik 50’ye yakın saldırı gerçekleşti. Zaten olaylardan hemen önce Almanya ve İsviçre’de camiler yakılıyordu. Şimdi hızlı bir şekilde yükselen, daha da yükselecek olan bir İslamofobi’den söz edebiliriz. 'Öteki' ve 'İslamofobi' kavramları üzerine çalışan ve Fransa’da bu konu üzerine doktora yapan Yıldız Teknik Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Serhat Ulağlı ile İslamofobi’nin dünü bugünü ve yarınını konuştuk. Daha önce İslamofobi üzerine uluslararası toplantılar organize eden Ulağlı, şimdilerde Paris, Berlin, Stockholm ve Londra’da yapılacak bir İslamofobi çalışmasını yürütüyor.  

İslamofobi bizim gündemimize daha çok 11 Eylül saldırılarından sonra girdi. İslamofobi terim olarak ne zaman tanımlandı ve İslamofobi deyince aslında ne anlamalıyız?

Terminolojik olarak İslamofobi kelimesi ilk olarak 1997 yılında İngiltere’de bir düşünce kuruluşu olan Runnymede Trust tarafından, dünyada yükselen İslam trendine bağlı olarak İslam algısının, özellikle batı kamuoyunda oluşturduğu olumsuz etki üzerine hazırladığı raporda kullanıldı. Kavramın medyada yer bulması ise 2001 yılındaki İkiz Kuleler saldırılarıyla zirveye taşındı. Anlamsal olarak İslamofobi kelimesini ben şöyle yorumluyorum; 17.yy’da başlayan egzotizm, yani farklı diyarları tanıma ihtiyacı ve arkasından Edward Said ile batının doğuda kendini yeniden keşfi anlamına gelen oryantalizmin, 20. Yüzyılda emperyalizmle birleşmiş, şekil değiştirmiş, biraz daha politize edilmiş halidir. Açıkçası İslamofobi Batının kolektif belleğinde var olan hayali İslam’a yapılan, kötü bir izlenim oluşturma ve atıf yükleme stratejisidir. 

MÜSLÜMAN DEYİNCE TÜRK AKLA GELİYOR

Neden böyle bir kavram ortaya çıktı?

Ortaçağ’da Haçlı seferleriyle başlayan, Doğu’yla Batı’nın, İslam’la Hıristiyanlık’ın mücadelesini görüyoruz. Daha sonra Fatih Sultan Mehmed’in 1480 yılında İtalya’nın Ottoronto kentini almasıyla Batı’daki İslam korkusu bir anlamda Türklerle yayılmaya başladı. Bugüne kadar devam eden süreçte en önemli noktalar  1. Dünya Savaşı’nda petrol yatakları ve 2. Dünya Savaşı’nda emperyalizmin yayılmasına bağlı olarak ortaya çıkan yeni süreç.

Yani bugünkü İslamofobi’nin Osmanlı dönemindeki Barbar Türkler algısının devamı olduğunu mu söylüyorsunuz?

1950 yılına kadar Fransızların ünlü sözlükleri Robert, Türk kelimesinin karşısına Müslüman yazar. Türk eşittir Müslümandır. Batı’daki bu İslam algısının negatif olmasındaki temel unsur Türk imgesidir. Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethi,  ardından Kanuni Sultan Süleyman Viyana önlerine dayanmasıyla Avrupa’da ciddi bir Türk korkusu başladı. Bugün de İslamofobi kelimesi bir anlamda Türk kelimesiyle eşleştiriliyor. 

ARTIK SAYGI DUYULAN DÜŞMANIZ

Günümüzü bu kadar etkiliyor mu?

Hatta bugünün siyasetine gönderme yapmak gerekirse, Batı kamuoyunda özellikle İslamofobi’nin yükselmesi Türkiye’deki refah düzeyi, ekonomik yapının yükselmesiyle de paralel. Bunu belki milliyetçi bir söylem olarak düşünebilirsiniz ama yurt dışına çok seyahat eden, yurt dışında eğitim yapmış ve Türk İslam üzerine çalışmış bir insan olarak söylüyorum, önceden Batı kamuoyunda Türk imajı, zayıf, pasif, aşağılanan bir düşman imgesiydi. Ama özellikle AK Parti hükümetinden sonra imajımız çok değişti. Bunu yaptığımız kamuoyu araştırmalarında da görüyoruz. Türkiye bugün güçlü, saygı duyulan, tereddüt edilen bir düşman olarak algılanıyor. Yine düşman olarak görülüyor ama artık saygı duyulan bir düşman.

ARAPLAR TERÖRLE EŞLEŞTİRİLİYOR

Siz Avrupa’nın kültürel kodlarında kötü adam tiplemesinin Arapça konuşan, Ortadoğu’dan gelen Müslüman olduğunu da söylüyorsunuz. Eğer Avrupa İslamofobi’yi Türklerle bağdaştırıyorsa, bu karakterler neden Türk değil de Arap? 

Sinemanın seyrine bakacak olursak Midnigt Ekspres’ten başlayalım, Ararat filmine kadar sinema dilinde kötü ve vahşi karakterlerin tamamen İslam’ı temsil ettiğini ve bunların Türklerden de oluştuğunu görürüz. Ancak şöyle bir fark var. Özellikle terörist eylem, intihar saldırısı, uçak kaçırma deyince akla Arap Müslümanlar tarafından yapılan eylemler geliyor. Türklerin İslamı yaşama şekilleri ile Arapların İslam’ı yaşama şekilleri Avrupalı için birbirinden çok farklı. Türklerde İslami terör kavramı yok. Batı İslam’ı Türklerle, terörü Araplarla eşleştiriyor. 

Masalda bile kötü adam Müslüman

Charli Hebdo saldırısından sonra Fransa’da Müslümanlara yönelik yaklaşık 50  saldırı gerçekleşti. Önümüzdeki süreçte İslamofobi’nin seyrini nasıl görüyorsunuz?

Bu konuda yasal önlemler alınmadığı takdirde ve İslam dünyasının şu ana kadar sergilediği pasif tavır devam ettiği sürece Medeniyetler Çatışması teorisinin gerçekleşeceğine inanıyorum. Avrupa kendi öz kültürünü korumak zorunda. Helenistik dönemden başlayan en önemli referanslardan bir tanesi Batı’nın Hıristiyan kimliğidir. Bu kimliğin ciddi bir tehlike altında olduğunu düşünmesinden dolayı İslamofobi her geçen gün Avrupa’da yükselmekte. Gelecek açısından çok olumlu şeyler düşünmüyorum. 

Peki ne yapılmalı?

Ciddi anlamda bir uluslararası bir komisyonun oluşturulması gerekiyor. Sinemanın, tiyatronun, edebiyatın dilini biz hiçbir şekilde kullanmıyoruz. 2013 yılında yaptığımız toplantıda 16 tane sosyal bilime göre İslamofobi kavramını ele aldık. Batı literatüründeki olumsuz tiplerin çoğu Müslüman. Çocuk masallarında halk masallarındaki bütün kötü kahramanlar Müslüman. Sinemada kötü karakterlerin terör tiplemelerinin Müslüman olduğunu görüyoruz. Felsefe akıl ile uyuşmayan bir dünya olarak Müslüman coğrafyası gösteriliyor. Dünyada Yahudi soykırımı yoktur demek yasal olarak suç. Benzer uygulamaların İslam için de yapılması gerekiyor. Sivil toplum örgütleri kanaat önderleri sanatçılar edebiyatçılar bu konuda ortak bir tavır sergilemeli. Yurt dışındaki vatandaşlarımız da eğitilmeli. Fransızca’yı öğrenmeden 20 yıl Fransa’da yaşayan, Batı toplumuna hiçbir şekilde entegre olmayıp, kendi kültürünü, inançlarını yansıtamayan bir gruptan bahsediyoruz. Türk entelektüeli de yeniden tanımlanmalı. İletişim dilinin karşıya yönelik olduğuna dikkat etmesi gerekiyor. Stratejik bir dil kullanmalıyız. Bu konuda liderlik misyonu Türkiye’ye düşüyor. Türkiye Cumhuriyeti bu konuda bazı yasal önlemlerin alınmasını sağlayacak güçte.

Korku değil planlı strateji  

İslamofobi’nin 90’lardan itibaren Avrupa’da neden yükseldi?  

90’lardan itibaren Avrupa’daki ekonomik krizlerin artması, yabancı nüfusun yerel nüfustan daha fazla artıyor olması, istihdam problemleri ötekiliği körükledi.  Ancak Fransa’da yaşamış bir bilim adamı olarak şunu söyleyebilirim, Musevilik de İslam kadar öte bir din. Ama Museviliğin gördüğü muamele aynı değil.

Bunun sebebi nedir?

İslam dünyası ciddi anlamda organize değil, birliktelik sergileyemiyor. Güçlü bir kamuoyu oluşturamadı. Bu konuda söz sahibi araştırmacılar bile yabancı. 

Biz  kendimizi anlatamıyor muyuz?

Kesinlikle.Burada biraz medyayı da eleştirmek lazım. İslam ile İslamofobi’yi beraber yorumlayan bir mantık içerisinde konular ele alınıyor.İslamofobi’nin İslam’la hiçbir alakası yok.İslamofobi tamamiyle ideolojik, politik, sosyolojik bir strateji planlamasıdır.

Düşmanca hisleri, korkuyla maskelemek

Avrupa özelinde İslamofobi’yi tetikleyen unsurlar neler?

İslamofobi’nin 5 tane temel kaynağı var. Bunlar idelojik, politik, demografik, ekonomik ve sosyolojik. İdeolojik boyutuna baktığımızda Avrupa’da aşırı sağ partilerin hedeflerinde yabancılar, öteki olarak gördükleri toplumlar var. Yabancı düşmanlığını ön plana çıkartarak çok hızlı oy alıyorlar. İslamofobiyi tetikleyen en önemli kurumlardan biri Batı’daki siyasal partiler. Demografik yapı da çok önemli. Yapılan çalışmalara göre 2025 yılında Fransa’daki yabancı Müslüman nüfus, Fransız nüfusundan daha fazla olacak. Bu demografik yapı bir anlamda İslam düşmanlığını Avrupa’da sürekli olarak tetikliyor. İslam coğrafyasındaki zengin yer altı kaynaklarının Batılı emperyalistler tarafından paylaşılma düşüncesini de ekonomik unsur olarak söyleyebiliriz. Sosyolojik unsuru, özellikle Batı’ya göç etmiş olan Müslümanların o ülke içindeki yaşantılarını oluşturuyor. Örnek vermek gerekirse yabancı yoğunluğunun arttığı ülkelerde ciddi bir işsizlik sorunu var. Bunun temel nedeni olarak da yabancılar gösteriliyor. Diğer yandan Avrupa’da milli kimlik, etnik kimlik ve dinsel kimliğin yok olmaya başlamasıyla birlikte hem milli kimlik, hem de Eurosantrik dediğimiz Avrupa merkezli kimliğin güçlendirilmesi, yeniden inşa edilebilmesi için bir öteki ve düşmanın yaratılması gerekiyordu. Bir anlamda İslamofobi Batılı bazı güçlerin kendi ülkelerinde bu kimliği oluşturmak için ürettikleri bir söylemdir. Bir stratejidir. 

İslamofobi’nin daha çok İslam düşmanlığını maskelemek için kullanılan bir terim olduğunu iddia edenler var. Siz ne düşünüyorsunuz?

Kesinlikle bu yorumlara katılıyorum. Fobi bilinmeyen bir şeye karşı psikolojik tepkidir. Batı İslam'ı biliyor mu? Evet. Fakat bizim bildiğimiz İslam’ın dışında bir İslam oluşturdu ve bunun arkasından İslam’ı yorumluyor. Siyasal partilerin söylemlerine, halkla yapılan röportajlara, o ülkelerde üretilen sanat eserlerine baktığınızda aslında o fobi kelimesinin çok da masum olarak kullanılmadığını göreceksiniz. Fobi kelimesi İslam karşıtlığını örtmek için uydurulmuş.İŞID, Boko Haram, El Kaide gibi oluşumlar da Batı’nın emperyalist söylemleri tarafından üretilmiş çoğaltılmış, İslam korkusunu yaymak için üretilmiş kavramlardır. Bunlar tek bir merkez tarafından yönetilen ve İslam coğrafyasında her gün yeni bir sorun oluşturan belli stratejik planlamalar. 

Biz de ülke olarak yaşadık

Bizim ülkemizin de sinemasına, edebiyatına baktığımızda yakın zamana kadar olumsuz karakterlerin hepsi dindarlardı. Buradan baktığımızda Türkiye’nin de İslamofobi’si var diyebilir miyiz? 

Nüfusunun yüzde 99’unun Müslüman olduğu bir coğrafyada öğrencilerin eğitim haklarını yapamadıkları bir dönem yaşadık.Elbette ki böyle bir uygulama bizim ülkemizde de yaşandı. İslamofobi sadece uluslararası bir kavram değil. İslam korkulacak bir unsur olarak her zaman karşınıza çıkar insanların. Mısır’da seçimle gelen devlet başkanı dindar kesimin oyunu aldığı için askeri darbeyle indirildi. İslam korkusu İslam toplumlarında da var. Çünkü İslam sadece dini yaşantıya değil sosyal ve kültürel siyasal yaşama da referans oluşturuyor. Bu nedenle İslam her zaman korkulacak bir durum olarak kendine bir karşıt görüş bulmuştur. İslamofobik eğilimi biz de ülke olarak yaşadık.